Chopin'in ayak izlerinin peşinde
"Gamlı büyük bir kadın kadar güzel yüzlü bir melek"¹ ... Kimden söz edildiği açıkça belirtilmese bile, klasik müzikle yakından ilgilenenlerin aklına gelebilecek bir büyük ismi kanımca çok güzel tanımlayan bir cümle... Sözünü ettiğimiz kişi, Polonyalı bir anne ve Fransız bir babadan 1810 yılında Polonya'da dünyaya gelen ve 1849 yılında Fransa'da hayata veda eden büyük besteci Fryderyk Chopin. Chopin'in sadece yirmi yıl yaşadığı Polonya'ya Fest Travel tarafından tertiplenen bir geziye katılmak, bir Chopin hayranı olarak bizim için kaçınılmazdı; bu fırsatı değerlendirmek üzere, yola çıktık.
Gezimizin ilk durağı olan Wroclav, ülkenin dördüncü büyük kenti. Chopin'in Viyana ve Duszniki'-Zdroj"a (kısaca, Duşniki) giderken mola verdiği; müzeleri, tiyatroları, operası ve eğitim kurumlarıyla zengin bir kent. İkinci Dünya Savaşı sırasında yüzde yetmişi yıkılmış, sonra eskiye uygun olarak baştan inşa edilmiş. Wroclaw bizlere de, Duşniki yolunda bir konaklama yeri oldu. Duşniki, kaplıcasıyla ünlü, küçük bir yer; sağlık açısından zayıf olan Fryderyk ve kız kardeşi Emilia'nın, 1826 yılında kaplıca sularından yararlanmak için yaptıkları ziyaret, kasabanın ünlenmesini sağlamış. Chopin'in yardım amacıyla düzenlenen bir konsere katılarak, orada iki resital vermesi, 120 yıl sonra, 1946'da ilki gerçekleştirilen uluslararası bir festivalin tertiplenmesine ilham kaynağı olmuş.
Chopin'in çağdaş heykeltıraşlar tarafından dökülmüş bronz heykel ve büstleriyle donanmış, muhteşem bir park içinde yer alan Uluslararası Chopin Festivali etkinliklerinin yer aldığı salonda; Richter, Zimerman, Volodos, Berezovski, Sokolov, Demidenko gibi ünlüler konserler vermiş. Bu yılki festivalin açılışı 7 Ağustos'ta Cyprien Katsaris'in, kapanışı ise 15 Ağustos günü Nikolai Lugansky'nin konserleriyle gerçekleşecek. Duşniki'de ziyaret ettiğimiz ikinci mekan, 1989 yılında Chopin arşivini geliştirmek, büyük bestecinin müziği üzerine araştırmalar yapmak, ortaya çıkan çalış¬maları yayımlamak vs. amacıyla kurulan Festival Vakfı'nın eski bir konakta faaliyet gösteren merkeziydi. Burada bizler için düzenlenen bir küçük resitalde, Krakow Müzik Okulu'nda eğitim görmüş, çeşitli ulusal ve uluslararası Chopin yarışmalarından çok sayıda ödül almış olan, 17 yaşındaki piyanist Julia Kociuban'ı dinledik.
Kral Roger operası
Gezinin Wroclaw ayağının bir diğer ilginç yanı, Wroclaw Operası'nda ünlü Polonyalı besteci Karol Szymanowski (Şemanovski)'nin (1882–1937) "Kral Roger" adlı operasını izleme fırsatını sunmasıydı. Klasik stildeki küçük, sevimli opera binasında çok nadir sahnelenen bu operayı seyredebilmiş olmak, kanımızca büyük şanstı. İki dünya savaşı arası dönemde Polonya müziğinin tanıtımı açısından çok önemli bir roloynayan Szymanowski'nin müziği aslında hayatta iken fazlasıyla tartışılmışsa da, sonradan uluslararası üne, yavaş da olsa kavuşmuş."Kral Roger" operası akıl ve denge ile içgüdü, cinsellik ve bilinçaltı arasında süregelen mücadeleyi yansıtmakta. Besteci bu çizgide zengin, insanı adeta büyüleyen bir eser ortaya çıkartmış. Eser operadan çok, bir oratoryoya; dramatik akışın, ifade tarzının olabile¬ceğin en azına indirgendiği, üç bölümlü sesli bir senfoniye benze¬mekte. Operayı sahneleyen rejisör, Hıristiyanlık dünyası, Doğu'nun dünyası ve (Antik) Yunan dünyasında geçen her bir perdeyi, günümüze yakın bir döneme çekmiş. Esere karanlık, koyu bir bakış açısı hakim. Seslerin hepsinin şaşırtıcı derecede güzel olduğu temsilde, Roger'i seslendiren, misafir sanatçı bariton Mariusz Godlewski koyu ama renkli, büyük bir ses; Çoban'ı seslendiren Rafael Bartminski, rolün gerektirdiği parlaklığa sahip, çok güçlü lirik bir tenor; Kraliçe Roxana rolündeki Anna Lichorowicz ile Ed'si'yi seslendiren Rafael Majzner, çok başarılı seslerdi. Eser içinde önemli bir ağırlığı olan koro ve sahnenin iki yanına yerleştirilmiş olan piyano ile iki arpın sürekli eşlik ettiği küçük orkestra da çok başarılıydılar.
Varşova yolunda
Wroclaw’ı arkada bırakıp, Varşova yoluna koyulduğumuzda ilk durağımız, Prygodzice bölgesinin bir vakitler sahibi olan Kont Antoni Radziwill tarafından yaptırılan ve ailenin av köşkü olan “Antonin Şatosu” idi. Kendisi de besteci ve çello sanatçısı olan Radziwill’in daveti üzerine 1829 yılında Antonin’e gelmiş olan Chopin, burada bir hafta kalmış ve Kont’un kızı Wanda’ya ders vermiş, ayrıca beste yapmış. Piyano ve viyolonsel için, Do majör Giriş ve Polonez’i burada bestelediği bilinen Chopin daha sonra bestelediği, Op.8, Sol minör Piyanolu Üçlü’yü Kont Radziwill’e ithaf etmiş. Pourtales’e göre Chopin burada mutluymuş: “Antonin malikânesine bir (Cennet) ve genç prenseslere (İlahi güzellikler) dermiş.” Orman içindeki bu ufak, sevimli şatoda düzenli olarak konserler veriliyor. Grubumuz için düzenlenen özel resitalden sonra yola koyulduğumuzda, kulaklarımızda Op.53, La bemol majör Polonez’in notaları çınlamaktaydı.
Varşova’ya vardığımızda ilk işimiz, Antoni Wit yönetimindeki Ulusal Filarmoni Orkestrası ve Korosu’nun Varşova Konser Salonu’ndaki konserine yetişmek oldu. Ölümünün 200. yıl dönümünde Joseph Hayd’ın anıldığı konserde, bestecinin “Yaratılış” oratoryosu seslendirildi. Soprano Iwona Sobotka, tenor Andreas Weller ve ünlü bariton Andreas Schmidt’in solist oldukları eser, salonun muhteşem akustiğiyle adeta göklerde tınladı. Soprano Sobotka’nın tatlı, salonda pırıl pırıl parlayan billur gibi sesi; tenor Weller’in aydınlık ses rengi; bariton Schmidt’in güçlü yorumu; koronun ihtişamı, orkestranın parlaklığı, bütünlüğü, nefeslerin temizliği muhteşem anlar yaşattı bizlere.
1 Mart 1810 tarihinde Zelazova Wola’da doğan Chopin’in evi Varşova’ya 54 kilometre uzaklıkta, yeşillikler içinde. Fryderyk Chopin Derneği ve Sochaczew’deki Chopin Komitesi tarafından satın alınan ve kültür mirası olarak, 1930 yılında restorasyon işlemleri başlatılan evin resmi açılışı, bestecinin ölümünün yüzüncü yıldönümünde, 1949’da yapılmış. 2005 yılından bu yana Fryderyk Chopin Enstitüsü’ne bağlanan Zelazowa Wola’da, ünlü eğitimci, piyanist Prof. Zbigniew Drzewiecki’nin önerisi üzerine, mayıs ayından eylül sonuna kadar Pazar günleri Polonya ve başka ülkelerden piyanistlerin konser vermeleri geleneksel hale gelmiş.
Chopin’ler burada çok az yaşamış olsalar da, dönemi tasvir etmesi bakımından önem taşıyan ev, dönem eşyaları, tablolarıyla teçhiz edilmiş. Evde, Chopin’in alçıdan ölü maskesinin ve elinin kopyaları, ayrıca el yazması notalar teşhir ediliyor. İşte, ertesi gün ziyaret ettiğimiz bu özel mekânda, Varşova Müzik Akademisi’nden mezun, uluslararası yarışmalarda ödüller almış, son olarak Paderewski’nin tüm piyano eserlerini kaydetmesiyle ünlenmiş Karol Radziwonowicz’i Chopin resitalinde dinlemek ayrıcalığını yaşadık.
Chopin’in “tepedeki oda”sı
Chopin Varşova’dan, bir daha dönmemek üzere, 2 Kasım 1830 sabahı, henüz yirmi yaşındayken ayrılmış. Varşova, İkinci Dünya Savaşı sırasında tamamen yok edilmiş, denebilir. Ama eski tablolar ve gravürlere uygun olarak gerçekleştirilen restorasyonlar sonucunda, binaların 17. ve 18. yüzyıllardan kalma olduklarına inanıyor insan. Chopin’lerin 1817-27 yılları arasında yaşadıkları, Varşova Üniversitesi içindeki Kazimerz Sarayı’na yakın evde bugün sadece, üzerinde bestecinin portresinin bulunduğu bir levha bulunuyor. Aile 1827 yılında, küçük kız kardeş Emilia'nın ölümünden sonra, bu yerin karşısında bulunan Czapski-Krasinski Sarayı'nın içindeki bir daireye taşınmış. Bugün Güzel Sanatlar Akademisi olan binanın ikinci katında Chopin'lere ait bölümde bulunan büyük bir misafir odası, dönem eşyalarıyla dekore edilmiş. Odada, biri Polonyalı Buccholtz firması, diğeri Fransız Pleyel firması tarafından imal edilmiş iki 19. yüzyıl piyanosu bulunuyor.
Chopin Varşova'dan ayrılıncaya kadar burada yaşamış. Odada bestecinin ailesi ve hocalarıyla ilgili resimleri görmek mümkün. Chopin, "tepedeki oda" diye tanımladığı, bugün teçhiz edilmemiş olan bir başka odadaki eski bir piyanoda sükûnet içinde çalışmış, besteler yapmış. İki piyano konçertosu, ilk etüdler, piyano ve orkestra için Si bemol majör "Là ci darem la mano" teması üzerine Çeşitlemeler, Do minör Sonat, Op.72-No.1Mi minör Noktürn, bazı valsler, mazurkalar ve şarkılar burada yaratılmış. Okuduğu müzik akademisinin ise, bugün artık var olmadığını öğreniyoruz.
İnsana heyecan veren bir başka yer, Kutsal Haç Kilisesi. Chopin'in mezarı Paris'te, Pere Lachaise Mezarlığı'nda ise de, kalbi, vasiyetine uygun olarak, mühürlü bir kutu içinde, bu kilisenin bir sütu¬nuna yerleştirilmiş. Chopin'in ailesi, kız kardeşi, şehrin mezarlığında yatıyor. Yanında da, Polonya operasının babası olarak tanımlanan, besteci ve eğitimci Stanislas Moniuszko (1819–1872), yakınlarında ise döneminin büyük kemancılarından ve besteci Henryk Wieniawski (1835–1880) yatıyor.
Chopin Müzesi bir başka bahara
Chopin için dikilen en ünlü anıtlardan biri, Lazenki Parkı 'nın ana girişinde, bir gölcüğün hemen yanında bütün ihtişamıyla karşımıza çıkıyor. 1926 yılında Polonyalı heykeltıraş Waclaw Szymanowski tarafından yapılmış. Burada, anıtın eteklerinde, her yıl mayıs ile eylül ayları arasında pazar günleri konserler veriliyor. Hemen yakınlarında, 17. yüzyılda inşa edilmiş olan "Adadaki Saray" bulunuyor. Son Polonya Kralı Stanislas Poniatowski tarafından yeniden düzenlenmiş; dönemin sanatçılarının, bilim adamlarının, müzisyenlerin toplantı merkezi olan Saray, bugün konserlerin, özel yemeklerin düzenlendiği çok güzel bir mekân. Burada da, bir özel piyano resitalinde tabii ki Chopin dinledik.
2010 yılı, başta Polonya olmak üzere, tüm dünyada Chopin'in anılacağı bir yıl olacak. Gittiğimiz her yerde bunun hazırlıklarına tanık olduk. Ne yazık ki, anma yılına hazırlanmakta olduğundan, büyük besteciye ait orijinal el yazması notalar, bestecinin aldığı notlar, mektuplar, resimler, özetle, ona ait beş binden fazla eşyayı bünyesinde muhafaza eden Varşova'daki Fryderyk Chopin Müzesi'ni gezme fırsatını kaçırmış olduk. Müze, Ulusal Fryderyk Chopin Enstitüsü'ne bağlı. Enstitü ise Chopin'i tanıtma, araştırma, seminer, kitap ve CD basımı vs. gibi sayısız faaliyetten sorumlu. Bu arada, 2010 yılında dünyanın birçok kentinde yarışmalar, konserler, sempozyumlar düzenlendiğini öğrendik. Chopin'in Polonyası'na biraz erken gitmiş olmanın hüznü çöktü bu kez içimize. Ama ilgilenenler olacağını düşünerek www.ifcs.pl adresini duyurmakta yarar olacağını düşündük.
Ulusal Fryderyk Chopin Enstitüsü tarafından 2010 yılı hazırlıkları çerçevesinde gerçekleştirilen faaliyetlerden biri de Chopin’in eserlerinin komple kayıtlarının yapımı. 1849 yılına ait Erard piyano ile 1848 yılına ait Pleyel piyanoda seslendirilmiş etüdler, valsler, baladlar, polonezler, mazurkalar, sonatlar ve konçertolarla orkestralı diğer bazı eserlerin kayıtları şimdiden piyasaya sürülmüş. Farklı bir tınıya sahip, orijinal yapılan muhafaza edilmiş, Chopin döneminin tipik piyanolarında icra edilen bu kayıtlarla ilgilenenlerin, www.nifc.pl adresine başvurabileceklerini de öğrendik.Artık en fazla tanınan Klasik Batı Müziği bestecilerinden biri olduğunu düşündüğümüz Chopin için önümüzdeki yıl ülkemizde ne gibi etkinliklerin yapılacağını merak ederek, beklemeye koyulduk bile.
Dipnot:
¹ Guy de Pourtales, Chopin (Çev: Cemal Reşit Rey), Güven Yayınevi, 1947
Ağustos-Eylül 2009 Andante (Yıl 6 / Sayı 41) Dergisin'de Ayşe Öktem tarafından kaleme alınmıştır.











