Özellikle tarihsel miras ve sanat koleksiyonları açısından zengin Batı kentlerinin sanat ve mimarlığındaki heyecan verici gelişmeler, bu alana özel bir ilgiyi hak ediyor. Paris gibi bu alanda 20. yüzyılın başından beri avangard örneklere ev sahipliği yapanların yanında, Viyana ve Berlin gibi çehreleri son yıllarda hızlı biçimde değişen/dönüşen kentlere de rastlıyoruz. Kimi zaman hayli tartışmalı da olsa bu dönüşümler, salt sergi ve müze mekanlarıyla sınırlı kalmayıp daha kapsayıcı bir yaklaşımla cafe, restaurant, giderek ulaşım ağları, konut kompleksleri gibi yaşantının bütün alanlarında kendini gösteriyor. Artık yaşadığı kente bağlı olarak hi-tech mekanlarda yiyip-içen, alış-veriş yapan, finansal işlemlerini ünlü ve yıldız mimarların elinden çıkma bankalarda gerçekleştiren kitleler oluştu. Bu dönüşümler kimi yerlerde o kadar hızlı ki, salt güncel sanat ve müzik etkinliklerini izleyen -yerli ya da turist- özel bir kitleden bile söz edilebilir. Bu yaklaşımla Batıda nicedir gerçekleştirilen “güncelin izinde” konseptli yeni bir gezi dizisine başlıyoruz. Bu bağlamda, dizinin ilk iki örneği olarak düşünülen Paris ve Viyana-Berlin gezilerini, alanın uzmanı sanat ve mimarlık tarihçilerinin rehberliğinde Londra, Barcelona, Bilbao, New York gibi heyecan verici örneklerle sürdürmeyi planlıyoruz.