Arifiye’den beden öğretmeni çıkıp dünya gezgini olan Kemal ve Sevgi Kaya ikilisi fotoğrafçılıkta başarılarını “Netekim Paşa”ya bağlıyorlar… 12 Eylül Paşası onları açığa alınca maişet kaygısıyla açtıkları kırtasiye dükkânından kazandıklarıyla yollara düşmüşler. Son olarak onlar Hindistan’ın Orissa Bölgesi’nde fotoğraflar çekmişler. Sergiyi gezdiğinizde Hindistan’la tanışıyorsunuz.

 

Karşımda ayakları yere sağlam basan, gözleri insanın içine içine doğru bakan, yüreği sevgiye açık, sanat yolunda eğri büğrü değil dosdoğru yürüyen adam gibi bir adam vardı… Adı Kemal Kaya’ydı… Fuar’ın içindeki İzmir Sanat’ta açtığı sergisinde fotoğraflarını bana anlatıyordu. Kendinden bahsederken “İnatçıyım” diye bir kelime çıktı ağzından. “Asiyim” dedi ardından. “Kuralsızlık benim kuralımdır” diye devam etti…

 

Kemal Kaya aslında bir beden öğretmeni, karısı Sevgi Hanım da sınıf öğretmeni… İkisi de emekli. Dünyayı dolaşmışlar birlikte. 25 yıldır. Kemal Bey seyahat hastası, ama öyle Paris Maris, Londra Mondra hayranı değil. Onun hastalığı dünyanın en ücra köşeleri, herkesin gitmediği yerler. Başkasına söyleseniz “Üstüne para verseniz gitmem” dedikleri yerler. İşte öyle Allahın unuttuğu köşe bucağı görmeyi, gezmeyi seviyor. Görüp gezerken de fotoğraflar çekiyor… Ama ne fotoğraflar. İnsanın kalbine yürüyen, biryerlerini burkan, düşündüren düşündüren fotoğraflar.

 

Kemal Beyle daha fotoğrafları teker teker gezmeye başlamadan dedi ki “Ben öyle altın oran falan tanımam, yok eli kesilmiş, yok kafası tam değilmiş, hiç önemli değil, ben çektiğim fotoğrafta duyguyu verebiliyorsam o bana yeterli”… Kemal Kaya Türkiye’de fotoğrafın yanlış değerlendirdiğini söylüyor… Belli kaidelerin uygulanması hiç önemli değilmiş. Avrupalı esere böyle bakıyormuş. Bizde ise duygudan kime ne? Varsa yoksa, bilmemne oranı olacak, insan vücudu tam olacak, renk değerleri yerinde olacak… Tam burada işte inatçı damarı tutuyor ve “Ben öyle fotoğraf çekmem, nerede sevgi görsem objektifimi oraya çeviririm, gerisi fasa fiso” diyiveriyor… Gülüşüyoruz, ısınmıştık, anlaşmıştık…

 

“Dünyanın bilinmeyen olur olmaz yerlerine gitmeyi seviyor Kemal ve Sevgi öğretmen” demiştim ya o sırada aklıma geliyor. Nereden geliyor bu para diye düşünüyorum, soruyorum. İki emekli öğretmenin maaşıyla parka zor gider insan. Nasıl oluyor da oluyor, dünyaları gezmek, hem de olağan rotaların dışına çıkarak. Yurtdışını bilmez miyim adım atmak para ister. Adım atmak…

 

Tam o sırada Kemal öğretmen kollarını iki yana açarak bir devasa heykel gibi yüzü gülümsemeden parlayarak “Sağ olsun Netekim Paşa” demez mi… Şaşardım. Ama devam etti. “Nitekim Paşa bizleri açığa alınca, karım Sevgi’yle oturup ne yapacağız diye düşündük taşındık”… “Ben hırslıyım, karım rasyonel. Para kazanmamız gerekiyor. Kocaeli’nde bir kırtasiye dükkânı açtık”… Para kazanmaya böyle böyle başlamışlar. Çok zor günler geçirmişler. İşi doğru götürünce daha iyi kazanmaya başlamışlar. İşte onları seyyah yapan yol böyle açılmış… Şimdi düşünün bakalım bu yolu kim açmış? Nitekim Paşa’nın sevmediği, yok etmek istediği kişileri “açığa alma” keyfi açmış bu yolu. Kaya çifti kırtasiye dükkânıyla hayatı yırtmışlar ama kimler kimler Nitekim Paşanın bu keyfiyle neler neler çekmişler…

 

Bir de seyahat ilanlarını iyi okumak iyi görmek gerek diyor onlar… Mesela önümüzdeki günlerde Mayorka’ya bir tur varmış. Adam başı 500 TL. Sudan ucuz, kim olsa gider… İşte böyle kelepir yoları bulup çıkarıyorlarmış. Taksitle maksitle gidip geliyorlarmış. İsteyen, inat eden yapar… Yapar mı, yapar…

 

Sergiyi gezerken bıraktık bütün seyahatlerini onların son olarak gittikleri yere gelelim dedim. Daha önce birkaç kez gittikleri Hindistan’a düşmüş yine yolları. Fest Tur’la Hindistan’ı en iyi bilen turizmci Faruk Pekin’in izinden yürümüşler o egzotik yolları… Kemal Bey aykırılık yapacak ya, Faruk Bey’in düzenlediği rotadan ayrılıp Hindistan yarımadasının doğusunda yüzlerce ilkel kabilenin yaşadığı Orissa bölgesine gitmiş. Serginin fotoğrafları o garip Orissa’danmış. 1 milyar 170 milyon nüfuslu Hindistan’da 645 kabile varmış. En fazla kabile sayısı 62 ile Orissa eyaleti’ndeymiş.

 

Bu kabilelerin arasına fotoğraf makinesiyle dalan Kemal Kaya capcanlı, duygusal, çarpıcı fotoğraflar çekmiş. Her birinin hikâyesi var. Ama bakıyorsunuz bütün kadınlar sanki birbirine benziyor… Kemal Bey aslında onların tamamen başka başka kabilelerden olduğunu söylediğinde şüpheyle yüzüne bakmışım. “Nasıl olur?”… “Bal gibi olur” dedi… Mesela burunlarında hızma olanlar DESİA KONDH kabilesindenmiş. Durdum, öyle mi diye. Bir başka fotoğraftaki kadının burnunda üç halka var. Uyanmaya başlıyorum. Evet bariz farklılıklar var… Üç halkalılar GADABA-BADA PROJA kabilesiymiş. İşaretler bu minval gidiyor. Kemal Bey mahalle komşuları gibi hepsini biliyor. GADABA BHATARA’lılar tek halkalıymış. Eğer Orissa’ya giderseniz yabancılık çekmeyin diye yazıyorum. Vücudunda bol bol dövme olanlar ise MALİ kabilesindendir, dikkat edin. Yandan baktığınız kadının kulakları küpe doluysa bilin ki o BAGDA PAROJA’dır… Bakın, fotoğraf sergisi gezerken neler öğrenmişim değil mi?

 

Kemal Bey Hindistan’a hayran olmuş… Bir kere hepsi tertemiz, bir kap su bulsalar hemen yıkanırlar, diyor. Ben de acaba bir kap suyu nereden bulacaklar diye düşünürken bakıyorum ki fotoğraflardaki kadınların üstü başı gerçekten pırıl pırıl, beyazlar OMO beyazı sanki… Demek ki yaratıyor insanoğlu temizliği. Gerçi yemeği elle yiyorlar ama temizlik olunca dert değilmiş. Hiç bize göre değil. Bir arkadaşımın Hindistan’da bir hafta kaldığını kesinlikle su içemediğini, Cola’ya bile güvenemediğini, o günler boyunca viski ile idare ettiğini anlattığımda, kahkahalarla güldü Kemel Bey. “Su neyse, ama markalı içeceklerden korkmaya gerek yok, arkadaşınız viski içmek için bahane aramış” dedi. Yalnız yemeklerdeki yağ ve bitkiler bize hiç uymuyormuş, ishal olup günlerce yatıp kalmak da varmış kaderde.

 

Meğer o kara kara yüzlerin ardın iyiliksever duygular varmış Kemal Bey, bunu Kast sisteminde yükselmenin ancak reankernasyonda olaşacağına inanların yarattığına bağlıyor. Hintliler, Kast basamaklarında bir yukarıya geçmek için yaşarken iyilik yapmak gerektiğini söylüyorlarmış. Bu yüzden iyi insan olmak için uğraşırlarmış.

 

Hindistan bir gayya kuyusu. Kemal Bey’in fotoğrafları anlattıklarından daha çok şey anlatıyor, hissettiriyor… Ayrılırken ne denir? Başarılar, iyi çalışmalar falan değil mi? Ama ben sadece “İyi yolculuklar” diyebiliyorum bu candan, sevimli Kemal ve Sevgi ikilisine…

 

Hüngür hüngür!

 

Kemal Kaya İstanbul sergisinde bir köşede oturup fotoğraflarını görmeye gelenlere bakıyormuş. Yukarıdaki fotoğrafın önüne gelen 60-65 yaşlarında düzgün giyimli, karizmatik bir bey dikkatini çekmiş. Çünkü o adam bir türlü o resmin önünden ayrılmıyormuş. “Olur a, beğenmiş demek ki” demiş içinden. Bir süre sonra adamcağız yavaş yavaş ağlamaya başlamış. Kemal Bey başını öbür tarafa çevirip, adamı rencide etmek istememiş. Ama o taraftan hıçkırık sesleri yükselmeye başlayınca kalkıp yanına gitmiş. Beyefendi gözyaşlarını silerken anlatmaya başlamış. Meğer adamın bir kızı varmış, yıllar önce bir Amerikalı zenciyle evlenmiş. Fotoğraftaki bebeğe çok benzeyen bir torunu olmuş. Yıllardır görmüyormuş. Bu Hintli çocuğu torununa benzetince gözyaşlarını tutamamış. Kemal Kaya’nın fotoğrafları işte böylesine canlı mı canlı…

 

 

 

Yenigün - www.gazeteyenigun.com.tr