ARAMA

 Gezi Arama
 Genel Arama

“Zela, Pontus’da, ovadaki konumu düşünüldüğünde korunaklı bir şehirdir. Duvarları, sanki insan yapısı gibi görünen doğal bir tepenin üzerinde, her yöne muazzam yükselir. Bu şehrin çevresinde vadilerle kesilen bir çok tepe vardır. Bunların en hakimi, neredeyse şehre yüksek patikalar ile bağlanan, Mithridates’in, Triarius’un şanssızlığıyla ordumuzu yendiği yer olarak bilinir ki, 3 milden uzak değildir. Eski istihkamları tamir ettikten sonra, Pharnakes tüm kuvvetleriyle kampını oraya, babasının vaktiyle başarılı olduğu yere kurdu.”

31 Temmuz MÖ 47

Roma ordusu şehrin güneyindeki kampında günü batırırken, Julius Caesar gördüğü manzarayı böyle not ediyordu. Muazzam büyük bir coğrafyada gerçekleşen savaşlar dizisi arasında, tarih boyunca bütün kralları ve komutanları etkileyen bu en ünlü Romalı ve ordusunu Zela (Zile/Tokat) kentinin kıyısına getiren neydi?
...

9 Ağustos MÖ 48

Konsül Gaius Julius Caesar, büyük general Pompeius’u Yunanistan’daki Pharsalos savaşında mutlak yenilgiye uğratmıştı. Roma’nın bu en büyük iç savaşında Caesar 23,000 piyade ve 1,000 atlı ile Pompeius’un 50,000 piyade ve 7,000 atlısının karşısına çıkmıştı. Sonuçta Pompeius’un 15,000 askeri öldü ve Caesar büyük bir zafer kazandı. Yalnızca 1,200 askerini kaybetmişti.

Caesar “zarları yüksekten atıp” Ocak MÖ 49’da Rubicon nehrini geçerek iç savaşı başlatalı beri en büyük rakibi general Pompeius’un izini sürüyordu. 17 Mart MÖ 49’da Brindisi’de elinden kaçırmıştı Pompeius’u. 19 Nisan 49’da Marsilya’da, 27 Ağustos 49’da ise İspanya’daki İlerda’da Pompeius’a bağlı lejyonları yenmişti.

Pompeius’u Yunanistan’da yendikten sonra, ordusunu Anadolu’ya gönderdi. Çanakkale boğazını gemisiyle geçerken Pompeius bağlısı bir filo ile karşılaştı. Kendi filosundan sayıca üstün olan bu gemilerden kaçmak yerine üzerlerine gidip teslim olmalarını istedi, onlar da teslim oldular.

Boğazı geçen Caesar Ilium/Troya’a uğradı. Burada Troya savaşı kahramanlarının mezarlarını ziyaret etti, kurbanlar kesti. Bununla hem Romalıların büyük dedeleri olduğuna inandıkları Troyalı Prens Aeneas’ı anıyor, hem de kendisinden 286 sene önce aynı ziyareti yapan Büyük İskender’in tahtına oturuyordu.

Caesar Troya’dan Asia eyaletinin başkenti Efes’e geldi. Burada törenlerle karşılandı. Pompeius’un Anadolu’daki ününün yerine kendi ismini yüceltmek için şehirlere ve özellikle Artemis tapınağına vergi muafiyetleri verdi. Ama kendisi tapınağın hazinelerinden bir kısmına el koymamazlık etmedi. Zira ordulara para gerekliydi.

Bu, Roma’da asil bir ailede doğmuş Gaius Julius Caesar’ın Anadolu’ya ilk gelişi değildi. İlk olarak 20 yaşında, MÖ 80 senesinde Bitinya’ya gelmişti. Burası bugünkü Bursa, Kocaeli, Sakarya illerimizi kapsayan bir krallıktı ve asil bir aileden gelen genç Caesar eğitiminin bir parçası olarak buradaki donanma birliğinde subay olarak görev aldı. Bu hem bir görev hem de bir zorunluluktu, çünkü ailesi o dönemde Roma’nın hakimi olan Sulla ile karşı kamplardaydı. Pek çok asilzadenin aksine, askeri görevinde her zaman en ön safta yer alması, cephede bizzat savaşması ve hatta Midilli adasının fethi sırasında büyük kahramanlık gösterip silah arkadaşlarının hayatını kurtarması ona askerlik hayatının ilk ödülünü verdi. “Halkın tacı” adı verilen bu ödül meşe yapraklarından bir taçtı ve bugünkü orduların “üstün cesaret ve feragat” madalyalarına denk düşüyordu. Bunu takan kişi Roma’da oyunlara ya da tiyatroya gittiğinde senatörler dahil herkes ayağa kalkmak zorundaydı. Yaşamı boyunca bu tacı takmaktan zevk duydu. Özellikle de ileriki yaşlarında saçlarının önü açılmaya başladığında...

O sıralarda Caesar’ın Nikomedia’da (bugünkü İzmit), Bitinya kralı IV. Nikomedes ile aşk ilişkisine girdiği dedikodusu Roma’ya yayıldı ve kendisi hayatı boyunca bunu ne kadar şiddetle reddetse de, Galya’dan Anadolu’ya, Britanya’dan Afrika’ya orduları ilerlerken askerler arasında hep bunun şakaları yapıldı.

Bitinya’dan sonra Caesar, Kilikya korsanlarına karşı Anadolu’nun güney kıyılarında savaştı. Roma’ya dönüp hukuk eğitimi aldı. MÖ 75 yılında Roma sosyal ve siyasi hayatında çok önemli olan belagat (etkili konuşma) eğitimi almak için Rodos’a giderken, korsanlar kendisini Milet kentinin yakınındaki küçük Pharmacussa adasına (bugün Yunanistan’a ait Farmakonision) kaçırdılar. Kendisine fidye olarak biçilen 20 talenti az bulan Caesar, korsanlara kendisi için 50 talent istemelerini söyledi. Adamları Anadolu kıyı kentlerinde fidye için para toplarken Caesar, küçük adada korsanlarla 38 gün geçirdi, onlarla sohbet edip, yazdığı şiirleri okudu. Parayı ödeyip serbest bırakıldığı zaman, korsanlara parasını yakın zamanda geri alacağını söyleyince inanmadılar. Serbest bırakılır bırakılmaz Milet’den temin ettiği donanma gemileri ile korsan adasını basıp korsanları yakaladı ve Bergama şehrine götürdü. Korsanlardan parasını geri aldıktan sonra hepsini çarmıha gerdirdi. Ama çarmıh çok uzun süren ve işkenceli bir idam olduğu için,  adada geçirdiği günlerdeki samimiyetinin hatırına, çarmıha germeden önce korsanların boğazını kestirdi.

MÖ 73 yılında Pontus kralı Büyük Mithridates Roma’ya savaş ilan etti. Caesar tekrar Bitinya’ya dönerek buradaki yerli kuvvetleri Pontus ordusuna karşı örgütledi. Genç bir subay olarak dahil olduğu bu uzun savaşa 27 yıl sonra bir “imperator = muzaffer” olarak kendisi son verecekti.
...

2 Ekim MÖ 48

Caesar, peşinde olduğu düşmanından üç gün sonra Mısır’a ulaştı. Yenik general Pompeius yeniden ordu toplamak için Mısır’ın desteğini alabileceğini düşüyordu. Ama İskenderiye’de karaya ayak basamadı. Doğu Akdeniz’de korsanlığı bitiren, Roma hakimiyetini Anadolu’da kuran Büyük Pompeius, eski bir askeri tarafından kayığının içinde öldürüldü. Üç gün sonra, Mısırlılar düşmanının başını gösterdiler Caesar’a. Önce bu büyük generale yapılan saygısızlığa hiddetlendi ama sonra daha öncelikli bir konuya önem verdi: Mısır’dan toplaması gereken para.

Caesar düşmanının ölüsünü kendisine teslim eden Ptolemaius’u İskenderiye sarayında rehin tuttu ve Mısır donanmasını limanda yaktı. Limandaki Gemilerle birlikte ünlü İskenderiye Kütüphanesi’ndeki 400,000 papirüs yazma da bu yangında kül oldu. Mısırlıların ayaklanması üzerine Caesar’ın sayıca az ordusu İskenderiye fenerinin bulunduğu Pharos adasında kıstırıldı ve Caesar kaçan askerlerinin ağırlığından batan gemiden denize atlayarak küçük bir kayığa geçip canını zor kurtardı. Nihayet, Suriye ve Anadolu’dan yardımcı kuvvetlerinin gelmesiyle Caesar Mısır ordusunu yendi ve 27 Mart MÖ 47’de İskenderiye şehrine ve kendisine en iyi şekilde ev sahipliği yapmaya hazır Cleopatra’ya kavuştu.
...

İskenderiye şehrinin kapısından büyük törenlere giriş yapmasının üzerinden dört ay geçmişti daha. Ptolemaius hanedanının taht kavgasında XIII. Ptolemaius ve VII. Cleopatra arasındaki seçimini yapması zor olmamıştı. 52 yaşındaki bu savaş alanlarında pişmiş hırslı adamın önüne kendisini attığında Cleopatra, henüz 21 yaşındaydı ve Caesar ile ittifak yapmanın kendisine kraliçeliğin yolunu açacağını iyi biliyordu. Bütün yıllar, yollar ve savaşlardan yorulan Caesar belki de hayatının ilk tatilini yaptı ve Nisan – Mayıs aylarını Cleopatra ile Nil’de uzun bir gezi yaparak geçirdi. Ne Roma’daki iç savaş, ne de başka yerlerdeki sorunlar umurunda değil gibiydi. Hatta ünlü hatip, senatör Cicero, Aralık MÖ 48’den Haziran MÖ 47’e kadar Roma’ya Caesar’dan bir mektup ya da haber gelmediğinden şikayet ediyordu.

Bu sakin dönemin bitmesi için Anadolu’dan gelen haberler yeterliydi. Büyük Pontus kralı Mithridates’in oğlu, Kırım’daki Bosphorus devletinin kralı Pharnakes, babasının mirasında hak iddia ederek Anadolu’da Roma kuvvetlerine karşı saldırıya geçmiş, Roma egemenliğindeki şehirleri yıkıp yakmış ve Caesar’ın generali Domitius Calvinus’un bir Roma, iki Galat lejyonundan oluşan ordusunu Nikopolis’de feci bir şekilde yenmişti.

Anadolu’nun savaşlardan yorgun toprakları çoğunlukla aynı yerde yapılan birden çok savaşa sahne olmuştur. Nikopolis şehrini 19 yıl önce, MÖ 66’da, büyük general Pompeius, Pharnakes’in babası Mithridates’i son ve kesin yenilgisine burada uğrattıktan sonra kurmuştu (Sivas ili Suşehri ilçesinin 5 km güneydoğusunda Yeşilyayla köyünün bulunduğu yerdir).

Roma ile Pontus krallığı arasındaki savaşlar 40 yıla yakın sürmüş ve Anadolu’ya hakim olmanın bedelini Roma’ya ödetmiştir. MÖ 133 yılında batı Anadolu’ya hakim Bergama krallığının son kralı, simya ve büyüye meraklı III. Attalos, ölümünden sonra krallığını vasiyetle Roma’ya bırakmıştı. Roma Cumhuriyeti Anadolu’yu böyle bir miras olarak devraldı. Kuşkusuz Roma Cumhuriyeti çağının süper gücü olsa da Anadolu’nun diğer krallıklarının böyle bir egemenliği kolay kabul etmesi mümkün değildi ve en büyük direniş de bugünkü Kızılırmak ile Gürcistan sınırımız arasındaki bölgeyi teşkil eden antik Pontos’un kralından, VI. Mithridates Eupator’dan, kısaca Büyük Mithridates’den geldi.

Orta Karadeniz’den Kırım’a kadar olan bölgedeki kent devletlerini kendisine bağlayan Mithridates MÖ 88 yılında batıya doğru harekete geçti ve güçlü bir ordu ve donanma ile Roma bağlaşığı Bitinya ve Kapadokya krallıklarına saldırdı. Hızla Bitinya’yı ezip geçerek Roma’nın Asia eyaleti başkenti Efes şehrini ele geçirdi ve buradaki 80,000 Latince konuşan insanı bir günde öldürttü. Zenginliğe düşkün Roma valisi de ağzına eritilmiş altın dökülerek öldürüldü. Bu katliam Roma tarafından hiç unutulmadı. Çok kısa sürede Pontus Krallığı başkenti Bergama oldu ve bir Pontus ordusu da Yunanistan’a yürüyüp Atina’yı ele geçirdi.

Romalı general Sulla, MÖ 87 ve 86 yıllarında giriştiği harekatlarda Yunanistan’da Pontus ordusunu yenilgiye uğrattı. Başka bir Roma ordusu da Bursa Mustafakemalpaşa yakınındaki Miletopolis’de diğer bir Pontus ordusunu yendi. Romalı general Lucullus’un donanması da gelince MÖ 85 yılında Mithridates Pitane/Çandarlı’dan kaçtı ve daha sonra Çanakkale Boğazı kıyısındaki Dardanos kentinde Sulla ile bir barış anlaşması imzaladı.

MÖ 73 yılında Bitinya Kralı IV. Nikomedes’in de vasiyeti ile krallığını Roma’ya bırakması sonucu Mithridates yeniden Bitinya’ya saldırdı ve bir Roma ordusunu İstanbul Kadıköy/Khalkedon’da kuşattı. O sırada ordusu ile Kilikya’dan (Anamur – Çukurova arası) yola çıkıp Frigya’ya (Eskişehir, Kütahya) yürüyen general Lucullus, Pontus ordusunu Manyas gölü yakınında kıstırdı ve yok etti. Daha sonra da diğer bir Pontus ordusunu Granikos’da (Biga Çayı, Büyük İskender’in MÖ 334’de Pers ordusunu ilk kez yendiği yer) kılıçtan geçirdi.

Lucullus komutasındaki Roma ordusu ve Mithridates arasındaki savaş, MÖ 73 ile MÖ 67 yılları arasında Amisos (Samsun), Kabeira (Niksar), Sinope (Sinop), Tigranokerta (Silvan), Artaxata (Ermenistan, Erivan) ve Nisibis (Nusaybin)’de, çoğu Roma ordusunun lehine sonuçlanan muharebeler ile devam  etti.

General Lucullus bu seferler sırasında, ilk defa Karadeniz kıyısında Cerasus (Giresun) kentinde gördüğü bir meyveyi ağacıyla birlikte Roma’ya yolladı. Biz de hala bu meyveyi geldiği yerin adıyla anıyoruz: Kiraz

MÖ 67 yılında Mithridates kendi anayurdu olan Pontus Kapadokyası’na (Tokat – Amasya yöresi) geri döndü ve Lucullus yokken kendi başına zafer kazanmak isteyen Amiral Triarius komutasındaki Roma ordusunu Zela (Zile) yakınlarında çok ağır bir yenilgiye uğrattı. 7,000’den fazla Roma askeri bu savaşta öldü.

Lucullus bu yenilgiden sorumlu tutularak görevden alındı ve yerine general Pompeius, büyük yetkilerle Roma senatosu tarafından Anadolu’ya gönderildi. MÖ 66 yılında Pompeius, Nikopolis adını verdiği yerde (Sivas/Suşehri yakınında) Mithridates’e son yenilgisini tattırdı ve Kırım’a kaçan kral burada İtalya’ya saldırmak için hazırlıklar yapmaya başladı. Oğlu Pharnakes’in kendisini desteklemeyen ve savaştan bıkan diğer şehir devletlerini babasına karşı ayaklandırmasıyla umutsuzluğa düşen kral Mithridates, paralı askerlerinden bir Galatlıya emir verip kendisini öldürttüğünde 69 yaşındaydı (MÖ 63).

Oğlu Pharnakes babasının ölüsünü Anadolu’ya, General Pompeius’a gönderdi. Pompeius da Mithridates’i bir zamanlar krallığının başkenti olan Sinop’a gömdürdü. Pharnakes, Pompeius tarafından Kırım’daki Bosphorus devletinin krallığına atandı.
...

1 Haziran MÖ 47

Caesar İskenderiye’den Suriye’ye yola çıktığında 3 lejyonunu Mısır’da, Cleopatra’nın yanında bırakmıştı. Yanına, yalnızca çok güvendiği VI. “Ferrata” Lejyonunu almıştı. Caesar bu birliğini MÖ 52 yılında Galya (bugünkü Fransa) savaşları sırasında kurmuştu. Bu lejyon daha sonra 49’da İspanya’da, 48’de Dryhachium’da (Durres, Arnavutluk), Pharsalus’da ve İskenderiye’de hep yanındaydı. Bütün bu savaşlardan ve yollardan sonra 5000 kişilik lejyondan yalnızca 1000 kişi kalmıştı ve şimdi de Anadolu’nun bitmez tükenmez yollarına, başka bir savaşa doğru gidiyorlardı.

Anadolu’dan savaş haberleri geliyordu ama Haziran’a kadar beklemek istemişti. Hem Cleopatra ile geçirdiği güzel zaman, hem de ordular için gereken parayı temin etmek için bu gerekliydi. Caesar’a göre, hükmetmek yalnız iki şeyle mümkündü: Ordu ve para.

MÖ Birinci yüzyıla kadar zorunlu hizmet ile halk ordusu olan Roma ordusu General Marius’un yaptığı reformlarla profesyonel bir ordu, gerçek bir organize savaş makinesi halini almıştı. Ordunun, 25 yıllık sözleşme yapan maaşlı Roma vatandaşı askerlerden oluşması, daha önce Cumhuriyet’e sadakat yemini eden askerlerin artık komutanlarına, konsüllerine sadakat yemini etmesini beraberinde getiriyordu. Bu da çok sadık ve birlik ruhu gelişmiş askeri birimleri doğruyordu. Askerin bütün maaş geliri, savaş sırasındaki yağmadan alacağı pay ve en önemlisi emekliliğinde yerleşeceği toprağın belirlenmesi, ordunun komutanına bağlıydı. Bu aynı zamanda, cumhuriyet içinde değişik komutanlar arasında iç savaş başlamasını kolaylaştıran bir etkendi.

Roma’yı tarihin en güçlü imparatorluğu yapan ordusunu diğerlerinden ayıran disipliniydi. Bu olağanüstü disiplin, Roma ordularına çağının çok ötesinde bir imkan ve kabiliyet veriyordu. Bu imkan temel olarak ordunun savaş alanında muharebe sırasındaki manevra yeteneği olarak kendisini gösteriyordu. En küçük birimine kadar emirle ve birlik olarak hareket eden Roma ordusu, kabile topluluklarından ya da Helenistik kent devletlerinin paralı askerlerinden oluşan toplama ordularından çok farklıydı. Saflarını ve düzenlerini asla bozmuyorlar, savunma anında topluca kapanıyorlar, taarruzda koordineli bir şekilde hücuma geçiyorlardı.

Bu ordu aynı zamanda teknoloji kullanan bir orduydu. Zamanının en ileri ve pratik  teknolojisini, düşmanlarında bile görseler hemen adapte ediyorlar ve tüm ölçeğiyle kullanıyorlardı. Roma ordusu için “kazma ve küreklerini kılıçlarından çok kullanıyorlardı” denir. Aynı zamanda inşaat yapan gerçek bir istihkam ordusuydu. Ordunun intikalinde gereken yollar, köprüler, tüneller, geçitler, duvarlar, hendekler ve savaş, kuşatma makineleri hep bu ordunun organizasyonu ile müthiş bir hızda yapılıyordu.

Julius Caesar, işte bu ordusuyla MÖ 58 yılında Galya’nın fethine başladı. Kelt kabilelerinin yaşadığı bugünkü Fransa, Caesar’ın ordusuna direnemedi. 57’de kuzey Galya’yı fethetti. 56’da Quiberon körfezi deniz savaşıyla kuzey batı Galya ele geçti. Caesar, bir mühendislik harikası olan dünyanın en büyük tahta köprü’sünü 10 günde Ren nehri üzerine yaptırıp Almanya’ya geçti ve yine ordusuyla Manş denizini geçip Britanya’ya (bugünkü İngiltere) iki sefer düzenledi (MÖ 55 - 54).  MÖ 52 yılında Alesia’da inanılmaz bir kuşatma ve savunma harbini aynı anda bir istihkam savaşı icra ederek yaptı ve sonunda 260,000 kişilik Galya kuvvetini 70,000 kişilik ordusuyla bozguna uğrattı. Galyalı lider Vercingetorix’i esir aldı, Roma’ya götürüp geçit törenlerinde halka gösterdikten sonra öldürttü. Julius Caesar’ın Galya savaşında bir milyondan fazla insanın öldüğü tahmin edilmektedir.

Roma ordusunun temel birimi “Legio”, lejyon idi. Bir lejyon tam kudreti ile, 5 – 6,000 çok iyi yetişmiş profesyonel askerden oluşurdu. “Legatus” adı verilen general hem lejyona komuta ederdi hem de Roma eyaletlerinde vali yardımcısı görevi görürdü. Her lejyon 10 “Cohort”a ayrılırdı ve bu birlikler “Tribune” tarafından komuta edilirdi. Cohort’lar da bugünkü ordulardaki bölük kuruluşuna denk düşen ve “Centurion” ların komuta ettiği 6 “centuri” ye bölünürdü.

Caesar’a göre bu 80 – 100 kişilik en küçük birlik olan centuriler ve onların komutanları en önemli askeri birimdi. Caesar bunlarla şahsen ilgilenir, sıradan askerle oturur kalkar ve askerinin gözünde onlarla cephede olan, hep onların yanında bulunan cesur bir komutan olarak liderlik vasfı sergilerdi. Caesar, yazdığı “Galya Savaşı” ve “İç Savaş” kitaplarında askeri başarılarının hızlı, cesur ve kararlı davranması ve askerlerini cephede yüksek motivasyonda tutması ile geldiğini belirtir. Her ne kadar bu kitaplar kendi devrinin siyasi olaylarına ve Caesar’ın kendi eylemlerini meşrulaştırma gayretlerine göre yazılsalar da, askeri detaylar açısından elimizdeki değerli ilk elden kaynakları teşkil ederler.

Piyade ordusu olan lejyonlara süvari birlikleri de destek verirdi. Romalılar iyi süvari değildi. Bu yüzden Romalı olmayan “barbarlar” arasından destek süvari birlikleri oluşturulur, bunlar savaştan sonra talana ortak olurdu. Süvari birlikleri genelde savaş öncesinde keşif, muharebe sırasında da manevra unsuru olarak görev yaparlardı. Caesar’ın eserlerinde harekatın lojistik yanlarına pek değinilmez. Kuşkusuz onbinleri bulan ordunun beslenmesi önemli bir hadisedir. Bunlara, yağma ve talan dışında, yerel valiler ve bağımlı kralların lojistik destek sağladığı tahmin edilebilir.
...

Temmuz MÖ 47

Caesar Antakya’da bazı yöneticileri görevden alıp yenilerini atadıktan ve Mısır’da kendisine destek veren Yahudilerin Kudüs şehir surlarını yeniden inşa etmelerine izin verdikten sonra Kilikya’ya, Tarsus’a geçti. Burada kendisini törenle karşılayan Romalı komutanlar arasında Brutus ve Cassius da vardı. Bu sıralarda Cleopatra, Caesar’ın oğlunu doğurmuş ve ona babasının ismini vermişti: Caesareion.

Caesar Tarsus’da, Pharnakes ile son savaşa katılmış XXXVI ve XXXVII. Lejyonları da yanına alarak Anadolu’daki düşmanı ile karşılaşmak için kuzeye, Kapadokya’ya yöneldi. Gülek boğazından geçtikten sonra büyük olasılıkla bugünkü demiryolu ve karayolu istikametinde ilerleyerek bronz çağlarından beri ana ticaret yolları üzerinde bulunan Mazaka’ya vardı ve burada iki gece kaldı. Bu şehir daha sonra kendi adıyla anılacaktı: Caesarea / Kayseri.

Consul, buradan güneydoğuya ilerledi ve bugün Adana ili Tufanbeyli ilçesi yakınlarında bulunan Komana şehrine geldi. Buradaki ana tanrıça tapınağı asırlardan beri kraliyet derecesinde saygı görüyordu ve Romalılar ana tanrıçayı savaş tanrıçası “Bellona” olarak adlandırıp adaklar adayıp kurbanlar kestiler büyük muharebeden önce.

Bu uzak ve sapa yerden dağ yollarını izleyerek bugünkü Kayseri – Sivas – Amasya demiryolu hattının bulunduğu antik anayola ulaştılar ve kuzeye ilerlediler. Hem kendilerine destek veren ve rehberler sağlayan yerel beyler, hem de Roma ordusunun 40 yıldır bu bölgede sayısız savaş yapmış olması nedeniyle, arazide yabancılık çekmemiş olsalar gerek.

Caesar devrinde Roma askerleri günde ortalama 10 ila 30 kilometre arasında yol yürüyebiliyorlardı. Sırtlarındaki tahta bir sırığa tutturulmuş üç günlük kumanyalarını taşıdıkları çantaları, bakır yemek kapları, deri mataraları, battaniyeleri ve tabi ki çok kullandıkları kazma küreklerini taşıdıkları “Marius’un katırı” adını verdikleri donanım 30 – 40 kg ağırlık çekiyordu. Buna sağ yanlarında taşıdıkları kısa kılıç “Gladius”, sol yanlarında taşıdıkları hançer “pugio” yu da eklemek lazım. Bütün bunların üzerine, “Gallic” adı verilen bronz miğferleri, düşmanın kalkanına ya da zırhına girince eğilip tekrar kullanılmaması için tasarlanan demir uçlu mızrak “pilum” ve deri ile kaplı yuvarlak ahşap kalkanlarını da eklememiz lazım. “Asteriks” çizgi romanında veya Roma devri ile ilgili filmlerde gördüğümüz dikdörtgen köşeli kalkan “scutum” ve enine metal bantlı zırhlar henüz bu devirde kullanılmıyordu. Askerler ya zincir örme gömlek ya da bronz zırh plakalar ile korunuyorlardı muhabere meydanlarında. Britanya’dan Fırat kıyılarına, İspanya’dan Afrika’ya yürüyen askerlerin ayaklarında tabanları çivili “caligae” denen deri sandaletler vardı. Savaş alanındaki muhabere atlı haberciler ve “cornicen” adı boru çalıcılar sayesinde oluyordu. Ordunun en önünde sancak Roma Kartalı ve lejyon işaretlerini taşıyan “signifer” ler yürüyordu. Ordunun bütün ağırlıklarını taşıyan onlarca atlı araba ve katır kolları yürüyüş kolunu arkadan takip ediyordu.

MÖ 3. yüzyılda orta Avrupa’dan gelen Kelt kavimleri Anadolu’yu istila etmişler ve bugünkü Ankara civarında yerleşmişlerdi. Keltler Orta Anadolu’nun kuzeyini kapsayan bölgede kabile krallıkları kurmuşlar ve Roma devrinde buraya Galatya adı verilmişti. Galatya Kralı Deiotarus, Caesar’a karşı Pompeius’un ordusuna asker göndermişti ve şimdi Zile güneyindeki Skylaks /Kadışehri’nde Caesar’ı bütün krallık alametlerinden arınmış, fakir bir köylü gibi karşılayıp affedilmeyi diliyordu.

Caesar’ın bu yerel kralı pek affetmeye niyeti yoktu ama Brutus’un kral lehine ikna edici konuşmaları ve kralın Roma ordusu sistemine göre eğittiği lejyonu ve süvarilerini Caesar’ın emrine sunma önerisi Caesar’ın fikrini değiştirdi.

Caesar, şimdi sayıları eksik de olsa kendi 3 lejyonu, Galat lejyonu ve süvarisi ile Pontus kralı Pharnakes karşısında hesaplaşmaya hazırdı. Pharnakes, Caesar’a elçiler ve altın bir taç gönderip kendisinin Pompeius’u desteklemediğini ve Caesar’ın emrinde olduğunu bildirdi. Caesar ise Pharnakes’in işgal ettiği Roma topraklarından çekilmesini ve esir aldığı Romalıları serbest bırakarak kendisine yüklü miktarda tazminat ödemesini istedi. Pharnakes Caesar’ın Roma’ya dönmesi gerektiğini bildiği için oyalamaya çalıştı ama “imperator”un bekleyecek zamanı yoktu. Ve ordu Zile’ye doğru yürüyüşüne başladı.

NTV Tarih Dergisi ekibi olarak bölgede yaptığımız araştırma sonucunda Caesar’ın ordusunun Kadışehri, Sebastopolis /Sulusaray, Artova istikametinden yine demiryolunun bulunduğu vadiden geçerek Zile’ye güneyden yaklaşmış olabileceği sonucunu çıkardık.
...

1 Agustos MÖ 47

Zela Persler döneminden beri İranlıların su tanrıçası Anahita’ya adanmış ve rahipler tarafından yönetilen bir tapınak kent devleti idi. Strabon’a göre, MS 1. yüzyılda bile burası çok saygı görüyordu ve insanlar önemli konularda ant içmek için buraya geliyorlardı.

Pharnakes Roma ordusunu ovada değil, şehrin 5 km kuzeybatısında, babası Mithridates’in Roma generali Triarius’u yendiği yerde karşılamayı seçti ve Zela’yı Amasia’ya bağlayan yola hakim tepelerin en yükseğine mevzilendi.

Caesar ise Zela’nın 5 km güneyindeki Merdivenlikaya diye anılan yerde ana kampını kurmuş ve ağırlıklarını bırakmış olmalıdır. Burada hala mevcut olan su kaynağı, yaz sıcağında savaşa girmek üzere olan bir ordu için hayati önem taşır. Caesar, Pharnakes’i koruyan vadilerin kendisini de koruyacağını değerlendirerek gece lejyonlarına yürüyüş emri verdi ve gecenin karanlığından yararlanıp, vadi batısındaki sırt hatlarından tırmanarak Pharnakes’in hemen karşısındaki tepeyi tuttu. Kölelere ana kamptaki malzemeleri mevzilenecekleri bu tepeye getirmelerini emretti ve askerlerine savunma mevzisi hazırlamaları görevi verdi.

Gün doğarken, yalnızca derin bir vadi Romalılar ve Pontus ordusu arasındaki sınırı çiziyordu.


2 Agustos MÖ 47

Havanın aydınlanmasıyla, vadinin karşı yamaçları üzerinde savunma mevzileri inşa eden Romalı askerleri gören Pharnakes hemen ordusunu savaş düzenine geçirmeye başladı. Caesar, Pharnakes’in de savunma düzeni aldığını düşünerek, sadece birinci hattaki askerlerinin hazır olmasını, diğer birliklerin mevzi ve engel hazırlama faaliyetine devam etmesini emretti.

Ancak Pharnakes, ordusuna saldırı emri verdi ve Pontus askerleri bulundukları mevzileri terk ederek vadi tabanına indikten sonra yamaç yukarı Romalıların bulunduğu hakim tepeye saldırdılar.

Caesar düşmanının aniden yaptığı bu hatalı askeri manevraya önce inanamadı. Kral Pharnakes ordusunu dar vadi tabanına sıkıştırmış, şimdi de yokuş yukarı, Romalıların bulunduğu tepeye tırmandırmaya çalışıyordu. General askerlerine silah başı emri verdi ve lejyonlarını savaş düzenine soktu. İlk başta düşmanın savaş arabaları saflarını daha oluşturmamış Romalıları panikletse de, toparlanıp hakim mevkilerinden fırlattıkları mızraklar ve oklarla bu tehdidi savuşturdular.

Manevra düzenini oluşturan Roma ordusu savaş çığlıklarıyla düşmana saldırdı. Menzile giren düşmana önce oklar, sonra “pilum”lar atıldı, daha sonra da kılıçlar çekilerek taaruza geçildi. Zafer, önce Roma cephesinin sağındaki Caesar’ın ünlü VI. Lejyonundan geldi. Çok kanlı ve zor bir muharebe neticesinde “VI Ferrata” askerleri düşmanlarını tepe aşağı sürmeye başladılar. Bunları orta ve sol cephedeki Galat savaşçıları takip etti. Müthiş bir bozgun yaşayan Pontus ordusu vadi tabanında sıkışınca daha büyük zayiat vermeye başladı. Silahlarını bırakarak kaçmak amacıyla kendi mevzilerinin bulunduğu tepeye tırmanabilenler bile hızla takip eden Romalıların kılıçları altında can verdiler. Bütün muharebe 4 saat sürdü.

Pharnakes’in karargahı bile çabucak ele geçti. Bir kaç atlı adamıyla birlikte kuzeye, İris / Yeşilırmak vadisine kaçan kral, oradan Karadeniz ve Kırım’a ulaşabildi. Daha sonra isyan eden adamları tarafından öldürüldü ve Pontus Krallığını tarihe gömdü.

Zaferlere alışkın Gaius Julius Caesar için bile bu çok hızlı bir başarıydı. Müthiş keyiflendi ve zaferini Roma’daki arkadaşı Gaius Matius’a şu tarihe geçen sözleri yazdığı mektupla bildirdi: “VENI, VIDI, VICI”. Geldim, gördüm, yendim...

Caesar burada yalnızca çabuk kazandığı zaferinden gururlanmıyor, Roma Cumhuriyetinin 40 yıldır süren Pontus savaşını bitiren kişinin kendisi olduğunu Roma’daki dostlarına ve düşmanlarına duyuruyordu. Anadolu’da 1000 yıl sürecek Roma egemenliği perçinlenmişti.
...

Zela savaşının yapıldığı alanın yeri bugün kesin olarak bilinmemektedir. Kuzey Güney istikametindeki bir vadiyi kat eden, bugünkü Zile - Amasya karayolunun antik çağda da anayol olduğu aşikardır. 19. yüzyıldan beri bölgeye gelen gezginler, Caesar’ın “Iskenderiye Savaşı” kitabının V. bölümünde, subaylarından Aulus Hirtius’un yazdığı anlatıma göre Zile’nin kuzeybatısında bugün Derebaşı köyünün bulunduğu vadiyi işaret etmektedirler. Yolun bulunduğu vadinin batısında kalan bu arazide yaptığımız yüzey araştırmasında, savaş sonrasında ölülerin gömülmüş olabileceği toplu mezarları andıran suni tepecikler gördük.

Bazı araştırmacılar ise, daha kuzeyde Yünlü ve Bacul köylerinin arasındaki bölgede savaşın yapılmış olabileceğini iddia ediyorlar. Her iki durumda da antik metinde geçen “savaş arabaları” bizi şaşırtıyor. Çünkü bu derin ve dik vadilerde, meydan savaşlarında etkili olan savaş arabalarının kullanılmış olması bize pek mümkün görünmüyor.

Antik kaynaklarla ilgili bir nokta üzerinde durmak gerekiyor. Zela savaşını yazdığı düşünülen Hirtius, Julius Caesar’ın “Galya’nın Fethi” eserinin VIII. bölümünün de yazarı olarak karşımıza çıkıyor ve bu bölümün üçüncü paragrafında “ben Ceasar’ın İskenderiye ve Afrika seferlerine katılmadım, bu hikayeleri kendisinden dinledim” diye belirtiyor. Kamp kurmaya çalışan Roma askerlerine savaş arabaları ile aniden saldırı öyküsü Galya’nın Fethi’nin beşinci bölümünde, Caesar’ın MÖ 54 senesindeki Britanya işgali bölümünde de anlatılıyor. Bu ve benzeri savaş öyküleri, daha sonra yazıya dökülürken karışmış olabilir belki de...

MS 155 – 235 tarihlerinde yaşamış Romalı Tarihçi Cassius Dio, Romaike Historia eserinde, Caesar’ın, savaştan hemen sonra, 20 yıl önceki zaferi ardından Mithridates’in Zela yakınlarında diktiği anıtı yıktırmadığını, ama kendisinin daha büyük bir zafer anıtını bunun yanına yaptırdığını yazıyor. Varsa, bu anıtların kalıntılarını bulmak ve dünya tarihinin bu önemli ve ünlü savaşının gerçekleştiği alanı tanıtmak, Zile ile ilgilenecek arkeolog ve araştırmacılara düşüyor.
...

Düşman ordusunun yağma ve talanından sonra Caesar, hemen ertesi gün kahraman VI. Lejyonunu hak ettiği şekilde onurlandırmak için İtalya’ya gönderdi. Galatları da ülkelerine gönderip Pontus bölgesinde 2 lejyon bıraktı.

Kendisi Galat kralı Deiotarus’un misafiri olarak Galat kalesi Blukion’da (Ankara kuzeyi, Kazan yakınlarında Karalar Köyü) bir süre kaldı. İlginç bir olay: Bu misafirlikten iki yıl sonra, MÖ 45 yılı Kasım ayında Caesar’ı Roma’da ziyaret eden diğer Galat beylerinin elçileri, kral Deiotarus’un, misafiri olduğu sırada Caesar’a suikast düzenlemeye çalıştığını ve Caesar’ın mucizevi bir şekilde kurtulduğunu iddia ettiler. Caesar’ın evinde Deiotarus’un gıyabında yargılandığı bir mahkeme kuruldu. Burada ünlü hatip Cicero “Pro Rege Deiotaro” adlı savunmasını sundu. Mahkemenin sonucunu bilmiyoruz...

Galatya’dan sonra Bitinya’ya geçen Caesar, Nicea /İznik’te kısa bir süre kaldı, daha sonra da Atina, Patras ve Birindisi yoluyla Roma’ya döndü.

Ancak Julis Caesar’ın savaşları burada bitmemişti. Pompeius’a bağlı kalmış cumhuriyetçileri önce Tunus’taki Thapsus’da (MÖ 46), sonra da İspanya güneyindeki Munda’da yendi (MÖ 45).

Son savaşını ise MÖ 44 yılının 15 Mart’ında, Roma’da, Pompeius’un yaptırdığı tiyatro binasında, büyük rakibinin heykelinin altında kaybetti.










KAYNAKLAR:

-    Julius Caesar, “The Civil War”,  Penguin Classics, 1967
-    Julius Caesar, “The Conquest of Gaul”,  Penguin Classics, 1982
-    Matthias Gelzer, “Caesar, Politician and Statesman”, Harvard University Press, 1997
-    Christian Meier, “Caesar, A Biography”, Basicbooks, 1982
-    Richard Platt, “Julius Caesar, Great Dictator of Rome”, Dorling Kindersley, 2003
-    Simon James, “Ancient Rome”, Dorling Kindersley, 2002
-    Lawrence Keppie, “The Making of the Roman Army”, Routledge, 1998
-    Tim Cornell, John Matthews, “Atlas of the Roman World”, Angus, 2006
-    Adrian Goldsworthy, “Roman Warfare”, Cassell, 2000
-    Bilge Umar, “Karadeniz Kappadokyası”, İnkılap, 2000
-    Bilge Umar, “İlkçağda Türkiye Halkı”, İnkılap, 1999
-    Bilge Umar, “Türkiye’deki Tarihsel Adlar”, İnkılap, 1993
-    Oğuz Tekin, “Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş”, İletişim, 2008
-    Oğuz Tekin, “Eski Anadolu ve Trakya”, İletişim, 2007
-    Mehmet Ali Kaya, “Anadolu’daki Galatlar ve Galatya Tarihi”, İlya, 2005
-    Chris Scarre, “Historical Atlas of Ancient Rome”, Penguin, 1995
-    www.livius.org
-    www.zile.bel.tr
-    www.unrv.com

 

Yazan: Serhan Güngör

Makaleleri


İLETİŞİM

Adres: Barbaros Bulvarı, Barbaros Apt. No.74 K.7 D.20 PK.34349 Balmumcu, İstanbul / Türkiye
Tel: 0(212) 216 10 36/37
Faks: 0(212) 216 10 30
E-Posta: fest@festtravel.com

SOSYAL MEDYADA DA HER AN SİZLERLEYİZ