FEST Travel 42. YAŞINDA “ÖNEMLİ OLAN GÖRMEK DEĞİL, ALGILAMAKTIR” - 2027 Keşif Atlası
21 Ağustos 2026 - Faruk Pekin2025 yılında yayınladığımız Kırk Yılda Devrî Alem, FEST Travel ile Geçmişten FEST Travel ile Geçmişten Geleceğe Kültür Turizmi Geleceğe Kültür Turizmi adlı kitabımızın Önsöz’ünde şöyle yazmışım: “Elinizdeki öykü, 40 yıldır Türkiye’de ‘kültür turizmi’ni öne çıkaran bir ‘gezi kültürü’nün oluşumunda çok büyük bir katkıya sahip bir kurumun, FEST Travel’in 40 yıllık hikayesidir. Sıradan bir seyahat acentesinin değil, bir kültür kurumu işlevi gören bir oluşumun geçmişidir, geleceğe bakışıdır. “Tevazuya gerek yok. Bugün Türkiye’de kültür turizmi adına ne varsa, neredeyse hepsinin köşe taşlarını FEST Travel yerleştirdi. Elinizdeki kitap işte bu çabanın tanıklıklarını, belgelerini içeriyor.” Yola çıkarken daha ilk günlerde “Önemli olan görmek değil, algılamaktır” sloganını kendimize hedef edinmiştik. O günlerde kitle turizmi pazarlamasında revaçta olan “kahvaltıdan sonra panoramik şehir gezisi, öğleden sonra shopping için serbest zaman” sözlerine karşı çıkarak cesurca anlatımlı müze ve ören yerleriyle doldurulmuş kültür gezileri önererek “bu gezi bir shopping gezisi değildir” notlarını düşmüştük.
Metaverse çöktü ve biçim değiştirdi, Selfie geriledi
Yıllar içinde dijital ticaretin yaygınlaşması sonucunda ve pandemi sonrasında turizm alanında yeni eğilimler baş gösterdi. Bunlardan 2012-22 yılları arasındaki metaverse heyecanı bitti. İnsanların algı süreçlerine müdahale eden şirketlerin “insanların gerçek deneyimler yerine sanal deneyimlerle yetineceği” varsayımı sona erdi. İnsanlar yeniden seyahat etmeye başladılar. Kültür gezilerine ilgi arttı. Ancak metaverse kabuk değiştirdi. Şirketler şimdi teknolojiyi geliştirerek “karma gerçeklik” (MR) üzerinde çalışıyor. O da gerçek gezginleri tatmin etmeyecek. 2013-18 yılları arasında zirve yapan, Pandemi döneminde sürdürülen “klasik selfie” de sıradanlaştı, eski hızını kaybetti. Mükemmel poz verme yorgunluğu geldi, genç kullanıcılar o tür paylaşımları “sahte”, “zorlama” bulmaya başladılar. “Git selfie çek, paylaş, ayrıl” yaklaşımı biçim değiştirdi; çünkü algoritmalar ve formatlar değişti. Hareketli içerikler, sosyal medya platformları öne çıktı, deneyim (?), anlatı odaklı paylaşımlar (gastronomi, bazı özel mekânlar…) artmaya başladı: kısa videolar, YouTube Shorts, TikTok… Böylece ortaya “MIŞ GİBİ YAPMA” TURİZMİ çıktı. Birçok turizm şirketi şu anda bunu pazarlıyor.
Metaverse çöktü ve biçim değiştirdi, Selfie geriledi
Yıllar içinde dijital ticaretin yaygınlaşması sonucunda ve pandemi sonrasında turizm alanında yeni eğilimler baş gösterdi. Bunlardan 2012-22 yılları arasındaki metaverse heyecanı bitti. İnsanların algı süreçlerine müdahale eden şirketlerin “insanların gerçek deneyimler yerine sanal deneyimlerle yetineceği” varsayımı sona erdi. İnsanlar yeniden seyahat etmeye başladılar. Kültür gezilerine ilgi arttı. Ancak metaverse kabuk değiştirdi. Şirketler şimdi teknolojiyi geliştirerek “karma gerçeklik” (MR) üzerinde çalışıyor. O da gerçek gezginleri tatmin etmeyecek. 2013-18 yılları arasında zirve yapan, Pandemi döneminde sürdürülen “klasik selfie” de sıradanlaştı, eski hızını kaybetti. Mükemmel poz verme yorgunluğu geldi, genç kullanıcılar o tür paylaşımları “sahte”, “zorlama” bulmaya başladılar. “Git selfie çek, paylaş, ayrıl” yaklaşımı biçim değiştirdi; çünkü algoritmalar ve formatlar değişti. Hareketli içerikler, sosyal medya platformları öne çıktı, deneyim (?), anlatı odaklı paylaşımlar (gastronomi, bazı özel mekânlar…) artmaya başladı: kısa videolar, YouTube Shorts, TikTok… Böylece ortaya “MIŞ GİBİ YAPMA” TURİZMİ çıktı. Birçok turizm şirketi şu anda bunu pazarlıyor.
“Mış gibi yapma” nedenleri
Elbette “yeni selfie” çabalarının da klasik selfie’de olduğu gibi değişik psikolojik nedenleri var: Kimlik oluşturma, statü kazanma, sosyal kabul görme, başkalarının onayına ihtiyaç duyma (dışlanmama, beğenilme, kendini bilgili, mutlu, başarılı, zengin gösterme, “kültürlü gezgin” görünme istekleri). Beğeni, yorum, takipçi sayısıyla kendini ödüllendirme. Gerçek benlik ile kafalardaki benlik arasındaki farkı kapatmak için MIŞ gibi yapma. Beş duyuya dayalı öğrenme, algılama gibi içsel tatmin yerine görünürlüğe yatırım yapma. Bir mekânı algılama, deneyimleme yerine o mekânı bir fon gibi yansıtmaya, mekân üzerinden kendini sergilemeye odaklanma: Orayı fon yap, önünde biliyor-muş gibi, algıla-mış, deneyimle-miş gibi davran. Bir mekânı kayıt altına almak ile o mekânı algılamak, deneyimlemek çok farklı bilişsel süreçler. Bir mekânı algılamak gerçekten zaman ister. Instagram, TikTok, YouTube Shorts… turizm tüketicilerinde değişik algılar yaratıyor: “Şu 10 yeri mutlaka gör, şu fotoğraf noktalarını atlama, o film o yerlerde çekilir…” Turizm tüketicisi bu şartlanmalarla tur satın alıyor, oralara endeksleniyor. Her fırsatta “fotoğraflanabilir” diye etiketlenen yerler dolayısıyla çok kalabalık oluyor (bu konu ayrıca ziyaretçi trafiği nedeniyle o yerlere zarar veriyor). O kalabalıklar içinde dikkatler doğru açı, doğru ışık, gürültüsüz, insansız köşelere endekslendiğinden turistin orayı algılaması mümkün olmuyor. “Görünüyorsam varım, görünmüyorsam yokum” biçimindeki “görünürlük şartlanması” ayrıca kısa zamanda çok yer görmeyi de zorluyor. Bu da seyahat dünyasında Tik ( ✓) Atma Turizmi denen olguyu yaratıyor.
Elbette “yeni selfie” çabalarının da klasik selfie’de olduğu gibi değişik psikolojik nedenleri var: Kimlik oluşturma, statü kazanma, sosyal kabul görme, başkalarının onayına ihtiyaç duyma (dışlanmama, beğenilme, kendini bilgili, mutlu, başarılı, zengin gösterme, “kültürlü gezgin” görünme istekleri). Beğeni, yorum, takipçi sayısıyla kendini ödüllendirme. Gerçek benlik ile kafalardaki benlik arasındaki farkı kapatmak için MIŞ gibi yapma. Beş duyuya dayalı öğrenme, algılama gibi içsel tatmin yerine görünürlüğe yatırım yapma. Bir mekânı algılama, deneyimleme yerine o mekânı bir fon gibi yansıtmaya, mekân üzerinden kendini sergilemeye odaklanma: Orayı fon yap, önünde biliyor-muş gibi, algıla-mış, deneyimle-miş gibi davran. Bir mekânı kayıt altına almak ile o mekânı algılamak, deneyimlemek çok farklı bilişsel süreçler. Bir mekânı algılamak gerçekten zaman ister. Instagram, TikTok, YouTube Shorts… turizm tüketicilerinde değişik algılar yaratıyor: “Şu 10 yeri mutlaka gör, şu fotoğraf noktalarını atlama, o film o yerlerde çekilir…” Turizm tüketicisi bu şartlanmalarla tur satın alıyor, oralara endeksleniyor. Her fırsatta “fotoğraflanabilir” diye etiketlenen yerler dolayısıyla çok kalabalık oluyor (bu konu ayrıca ziyaretçi trafiği nedeniyle o yerlere zarar veriyor). O kalabalıklar içinde dikkatler doğru açı, doğru ışık, gürültüsüz, insansız köşelere endekslendiğinden turistin orayı algılaması mümkün olmuyor. “Görünüyorsam varım, görünmüyorsam yokum” biçimindeki “görünürlük şartlanması” ayrıca kısa zamanda çok yer görmeyi de zorluyor. Bu da seyahat dünyasında Tik ( ✓) Atma Turizmi denen olguyu yaratıyor.
“Mış gibi yapma” turizmi körükleniyor
Çok sayıda şirket “mış gibi yapma” turizmini körükleyen, pazarlanmış gerçeklik çerçevesinde satın alınabilir, hızla tüketilebilir, paketlenmiş ürünler pazarlıyor, illüzyon satıyor. Bazıları tüketicilerdeki “Fırsatı Kaçırma Korkusu”nu da kullanıyor. İlginç olan tüketicilerin çoğunlukla yanılsamalarla, yanlış bilgilerle seyahate çıktıklarını fark etmemeleri. Örneğin Kapadokya balona endekslendiğinden balona binince ya da balon önünde fotoğraf çektirince Kapadokya’yı algıladığını sanıyor. “Mış gibi yapma” ihtiyacı artık kültür turizminde ciddi bir algı kaybına yol açarken, çok sayıda şirketi buna yönelik program üretme ve satmaya zorluyor: Kendi bağlamından koparılıp dekora dönüştürülen mekânlarda gerçek olmayan deneyimler pazarlama; derinlikten yüzeyselliğe kayma. Bu tür programlarla gezen “turistler” açısından ise gezdikleri yeri gör-müş gibi hissetme. İyi bir gezgin olmanın yolu pazarlanmış, paketlenmiş sosyal medya dayatması ürünlere yüz vermemekten, yaratılmış algılara takılmamaktan geçiyor. İyi bir gezgin illüzyonu değil, sahiciliği gözeten, sosyal medyada paylaşımlarını azaltıp derinleşmeye bakan kişidir. Oradaydım demeye değil, süreci, mekânı algılamaya çalışandır iyi gezgin.
Tarih, arkeoloji kültür, sanat (mimari, heykel, resim, müzik, edebiyat, tiyatro-bale, sinema) alanlarında bilgilenmeye çalışan, bu alanlarda farklı deneyimlere sahip olmak için çaba harcayan... Kırk yıl önce “turist” kelimesini “gezgin” ile değiştiren, kent bilinci yaratmayı gözeten, tarih-arkeoloji-sanat bağlamında gezi kültürü temelinde kültür turizmine ete kemiğe büründüren FEST Travel 40 yıl sonra, bugün hâlâ sahici, asıl güzergâhlar, rotalar ve deneyimler peşinde.
Bir Örnek: Trans-Sibirya Tren Yolculuğu
Okyanusu kıyısındaki limanı olan Vladivostok’tan batıya, hem de Moskova’dan doğuya doğru başlamıştı. Proje bölüm bölüm olarak 1916 yılında bitirildi. Demiryolu daha bitirilmeden önce parçalı tren gezileri başlamıştı. Gerçekte zaman içinde Rusya’da doğu kıyısını amaçlayan 4 demiryolu yapılmıştı: Trans-Moğolistan Demiryolu (7.621 km), Trans-Mançurya Demiryolu (8.961 km), Baykal-Amur Demiryolu-BAM (4.324 km) ve Trans-Sibirya Demiryolu (9.289 km). Bu hatlar üzerinde onlarca yıl hem normal yolcu trenleri, hem de turistik trenler çalıştı. 2000’li yılların başından itibaren de Moskova-Vladivostok arasında İngiliz Golden Eagle Şirketi duş-tuvaleti içinde olan kompartımanlardan oluşan özel tasarlanmış vagonlarla, bar ve mutfak-lokanta vagonlarıyla 2020 yılının başına kadar özel Trans-Sibirya tren yolculuklarını gerçekleştirdi. Bu geziler dünya tren yolculukları içinde çok ünlendi, kalıcı izler bıraktı. FEST Travel 2006 yılından itibaren özel gruplarla Türkiye’den tek şirket olarak bu gezileri gerçekleştirdi. Türkiye’de birkaç yıldır bazı şirketler, seyahat acenteleri duşu-tuvaleti olmayan kompartımanlarla, kısmen otellerde konaklamalı, bavul aç-kapa yöntemli “Trans-Sibirya” adıyla Rusya’da tren yolculukları satmaya başladılar. Satılan hiçbir gezi gerçek, sahici Trans-Sibirya rotasını içermiyordu. Bu geziler değişik yerlerde, örneğin Novosibirsk’te, Baykal’da ya da Ulan Bator’da bitiyordu. Yani bu geziler 9.289 km’lik Trans-Sibirya Demiryolu’nu kapsamıyordu. “Trans” bir yeri boydan boya geçmektir. Sahici olmayan bu “Trans-Sibirya gezileri”nin hepsi Sibirya’nın ancak yarısını gösteriyorlar, Sibirya’nın 3, 4 bin km’sini göstermiyorlardı. Hepsi de “mış gibi” yapıyorlardı.
20 Yıl Önce, 20 Yıl
Sonra Bu pazarlama içinde yalnızca FEST Travel 2026’da gerçek, asıl Moskova-Vladivostok-Moskova güzergâhını önerdi, hem de 2006 yılından itibaren kullandığı özel trenin vagonlarıyla. Trenin altın ya da gümüş olarak adlandırılan vagonlarının tüm kompartımanlarında duş-tuvalet bulunuyordu. Trende müşteri algısını saptırabilecek tarzda pazarlanan, içinde duş-tuvalet bulunmayan 4 kişilik kompartımanlar da yoktu. Tüm kompartımanlar maksimum iki kişilikti. 2000'li yılların ortalarına gelirken İngiliz Golden Eagle şirketi efsanevi ÖZEL Moskova-Vladivostok-Moskova Trans-Sibirya Ekspresi yolculuklarını başlatmıştı, şirketin özel tasarladığı mavi vagonlarla. FEST Travel 2006 yılında bu efsanevi trenle 2 büyük grubu gezdirdi, yaklaşık 30 ve 40 kişilik. Tren bar vagonu, lokantası, yemekleri, şarap, votka ve havyar çeşitleriyle ünlendi.
FEST Travel 6 yıl öncesine kadar toplamda 186 gezgini, GEZGİNLİĞİN ZİRVESİ olan bu efsanevi geziyle tanıştırdı. 2006-2026 arasında Türkiye'den başka hiçbir şirket bu yolculuğu yapmadı. Pandemi ve Ukrayna Savaşı nedeniyle İngiliz şirket bu geziyi yapamayınca 6 yıl aradan sonra FEST Travel yalnızca Türkiye’de değil, DÜNYADA BİR İLK olarak bu treni FEST'e özel kiralayıp yola çıkardı. Gezinin 84 km’si nostaljik buharlı lokomotif ile gerçekleştirildi.
2026'da 86 yolcu, bavul açıp kapamadan, bar vagonundaki piyanistin harika konserleriyle, trende oluşturulan korolarla, bar sohbetleriyle, harika yemek ve tatlıların, havyar-votka şölenlerinin, seminer ve filmlerin eşliğinde, pencerelerinden gerçek Sibirya’nın uçsuz bucaksız görüntülerine hayran kalarak yeniden, kendilerini istasyonlarda bekleyen özel trenle Moskova-Pasifik Okyanus’u arasında, nakış gibi işlenmiş çok çok özel bir programla bu efsanevi yolculuğu deneyimledi. Bu yalnızca bir gezi değil, çok özel bir coğrafyada, sekiz zaman dilimi içinde, dünyanın kesintisiz en uzun demiryolu yolculuğuyla MEKÂN’da ve ZAMAN’da eşsiz bir DENEYİM’dir. Özellikle Sibirya’nın son derece ilginç doğası eşliğinde uçsuz bucaksızlık duygusunu yaşatabilen, zamanı farklı algılatan, hedefe değil yolun kendisine yoğunlaştıran, raylardaki sesi bir meditasyon gibi algılatarak katılımcıları değiştiren bir deneyim.
Gerçek algı 5 Duyu üzerinde temellenir, 1,5 Duyu etrafında değil
Zaman pazarlama aldatmacalarına, “kaç ülke gördün?” benzeri sorulara, yaratılmaya çalışılan yapay otantikleştirmelere, çakma rotalara, “yapıyor-muş” gibi görünme çağrılarına kapılmama zamanı. Daha nitelikli, daha derin, daha anlamlı, deneyim katmanlı fiziksel geziler hâlâ zamanı ve mekânı gerçek anlamda algılamanın ilk adımları. “Çok gezen mi bilir, yoksa çok okuyan mı” yapay ikileminde başrol gezmededir: Diyalektik teori-pratik birliği. Çok gezen zaten çok okuyacaktır… Dijital teknikler günümüzde sayılarının 50’yi aştığı söylenen duyularımızdan 5 duyudan yalnızca görme ve biraz da işitme temelli duyusal verileri öne çıkarmakta, baştan çıkarıcı sosyal medya paylaşımlarına, YZ çabalarına önem vermekte. Dokunma, tat alma, koklama duyularını yaşamadan hiçbir yeri gördüm diyemeyiz, iç derinliğimizi büyütemeyiz, kültürel belleğimizi çoğaltamayız, deneyimlemelerimizi geliştiremeyiz, kendimizi dönüştüremeyiz. Çevredeki seslerin ritmini duyumsamadan Çin coğrafyası, taşlarını, meyvelerini, kumaşlarını ellemeden Peru kültürü, koku duygusu olmadan Hindistan çarşıları, tat duygusu olmadan Vietnam mutfağı nasıl algılanabilir? Her şeyin başı algılamadır; çünkü insan ancak algıladığı şey hakkında merak eder, soru sorar, öğrenir, anlamayla başlar. Algı bilinçli deneyimin kapısıdır. Algı-öğrenme-bilme arasında böylesine bir ilişki vardır.
Unutmayalım: 5 Duyu, 1 Algı: 5D1A.
2027 Keşif Atlası'nı incelemek için tıklayınız.
“ÖNEMLİ OLAN GÖRMEK DEĞİL, ALGILAMAKTIR”
Faruk Pekin
FEST Travel Kurucusu
FEST Travel Kurucusu

