İki Okyanusun Kucaklaştığı Liman: Capetown


Portekizli kâşif Bartolomeu Dias, 1487 yılında Afrika kıtasının güneyini dönerek Hindistan’a uzanan deniz yoluna ulaşmaya çalıştığında gemisi fırtınaya yakalanıp geri dönmüş ve bu noktaya ‘Fırtına Burnu’ adını vermişti. Bilemezdi ki 500 yıl sonra dünyanın en güzel kentlerinden birinin burada yer alacağını. Batının doğu ticaret yollarına yeni açılım noktasının ismi ‘Ümit Burnu’ olarak değişecek, kurulan kente ise Capetown adı verilecekti.

Yeni coğrafyaların keşif öyküleri bana her zaman heyecan vermiş, bu kâşiflerin izlerinin peşine düşme isteği uyandırmıştır. İki okyanusun kucaklaştığı kente beni sürükleyen bir neden, Dias ve Vasco de Gama’nın serüven öyküleri olmuştu. Bir diğer neden ise Nelson Mandela’nın, ırk mücadelesinin bu en önemli liderinin, ülkesine ve insanlarına duyduğum merak idi.

Capetown’u görür görmez vuruldum. Yeryüzünün coğrafi olarak en güzel yarımadası olan Ümit Burnu Yarımadası üzerindeki şanslı konumu, kente aşık olmama yetmişti. Orada geçirdiğim birkaç günde keşfettiğim zıtlıkların iç içeliği beni hem şaşırttı, hem kendine daha da bağladı. İşte bu karşıtlıklar senfonisi nedeniyle defalarca kendimi bu kentte buldum, her defasında kentin sırlarını biraz daha çözmeye çalışarak.

Güney Afrika’nın en güzel kentine giderken ‘vahşi Afrika’ düşüncesini aklınızdan çıkartın. Sizi Afrika kıtasının güneyinde Avrupai bir kent beklemektedir. Kozmopolittir Capetown; hem modern hem de etnik renklilikleri iç içe barındırır. Gökdelenlerin bulunduğu kent merkezinden geçer, kendinizi bir anda Afrika maskları ve rengârenk takıları ile el sanatları pazarında bulursunuz. Bu meydanın bir yanında 17. yüzyıl ferforje balkonlu tuğla kolonyal evler, diğer yanında ise Victoria tarzı bir park yer alır. Onun ötesinde, müslümanların yaşadığı rengarenk evleriyle ve ezan sesleri ile Bo-Kaap mahallesi karşılar sizi. Tüm bunları bir yanda Atlas Okyanusu, öte yanda kenti taçlandıran Masa Dağı çevreler. Müzeler ve sanat galerileri, sokakta marimba dansı yapan siyahları, caz barlardan gelen ritimleri, sofistike mutfağı ve doyumsuz şarapları ile pek çok keyif sizi beklemektedir.

Nereleri Gezmeli?

Masa Dağı: Bu dağa çıkmanın altın kuralı şudur: Sisin kalkıp da dağın göründüğü anı kollayınız. Neyse ki teleferik şehir merkezine yakın. Ancak birkaç gün üst üste sis inip de teleferik çıkışları iptal edilmişse, uzun bir turist kuyruğuna hazırlayın kendinizi. 1087 m. yükseklikteki bu dağ, üzerinin düz oluşundan dolayı masa adını almıştır. Yüzyıllarca batıdan doğuya gidip gelen ticari gemilere deniz feneri görevini yapmıştır. Döner teleferikle tüm kent manzarasını 360 derece görürsünüz, yukarı çıktığınızda, önünüzde şehir, ardında Atlas Okyanusu ve açıklarda Robben Adası, arkanızda ise Ümit Burnu yarımadasının koyları ve Constantia bağları uzanır.

Şehir merkezi: Oldukça küçüktür ve her şey yürüme mesafesindedir. Masa Dağı’nın eteklerindeki Mount Nelson Oteli Victoria dönemini yansıtan klasik bir oteldir. Company Gardens adındaki parkta yürüyüşe başlamadan bu otelin bahçesinde oturup çay içmenizi tavsiye ederim. Company Gardens, Hollandalılar 17. yüzyılda Avrupa’dan kalkıp Hint Okyanusu’na yollanan kargo gemilerindeki tayfanın ihtiyaçları nedeniyle kurulmuş bahçelerdir. Uzun yolculuk için gerekli sebze ve meyvelerin ikmali burada yetiştirilen ürünlerle sağlanırdı. Bugün ise kent içinde bir parka dönüşmüştür. Parkın içinde yer alan Güney Afrika Müzesi’ni mutlaka gezin. İçinde doğa, arkeoloji ve etnografya müzelerini barındırır. Avrupalılar gelmeden önce Kap yarımadası yerlileri olan Koi-koi ve San kabileleri ile ilgili bilgi edinebileceğiniz önemli bir müzedir bu. Müzeden sonra parkı boydan boya geçerek kent merkezine çıktığınızda St. George Katedrali çıkar önce karşınıza. Desmund Tutu’nun dini makamıdır burası. Tutu’yu, ünlü deyişi ‘Biz gökkuşağı insanlarıyız’ sözleriyle anımsar, saygıyla anarız. Ünlü mağazaların bulunduğu ve araç trafiğine kapalı olan George Street’den geçip Green Market Square’deki elişi pazarına çıkarız. Burayı merkez kabul edip etrafını keşfetmeye başlayabilirsiniz. Sağa giderseniz bitpazarının bulunduğu Grande Parade Meydanı sizi karşılar. Nelson Mandela serbest kaldığında ilk konuşmasını dinlemek için binlerce insan işte bu meydanda toplanmıştır. Meydanın karşısında yer alan Ümit Burnu Kalesi, Güney Afrika’daki en eski yapıttır. İş merkezi sayılan Adderley Caddesi’nden yürürseniz başka pazar sizi karşılayacaktır: Trafalgar Meydanı’ndaki çiçek pazarı. Long Caddesi’ndeki antikacılardan geçerek Endonezyalı Malayların ve Hintlilerin yaşadığı renkli Bo-Kaap mahallesini de keşfettikten sonra sahile, Victoria-Albert Waterfront’a gelin günbatımında. Pek çok mağaza, elsanatları dükkanı, cafe ve restaurantın bulunduğu limanda gün batımına karşı bir kokteyl almak ve marimba dansı yapan gençleri izlemek tüm yorgunluğunuzu alacaktır.

Ümit Burnu yarımadası turu: Capetown’un sadece küçük bir merkezde yer almadığını, tüm mahalle ve köyleri ile büyük bir yarımadaya yayıldığını görecek ve de dünyanın en güzel yarımadasında bulunduğunuzu keşfedeceksiniz. Clifton’dan başlayıp Camps Bay’e doğru indiğinizde Afrika’nın St. Tropez’sinde olduğunuzu fark edersiniz. İşte bu bölgededir kentin en pahalı mahalleleri. Dalga sörfü ve yelken yapanları, aylardan ekim ise zaman zaman su yüzüne çıkan balinaları izleyerek Hout Bay’e varırsınız. Foklara meraklı iseniz buradan Duiker adasına gitmeniz mümkün. Az ilerdeki Boulders Bay’de ise mutlaka jackass penguen kolonisini ziyaret edin. Yolunuza devam ettiğinizde karşınıza köyler çıkmaya başlar. Fish Hoek’da sahilde balıkçıları izleyerek yürüyebilirsiniz. Tipik bir İngiliz kasabası olan Simon’s Town’da ise bir kahve molası verin. Ve yol sizi yarımadanın ucuna, Ümit Burnu’na getirecektir. Burada teleferiği kullanarak panoramik seyir noktasına çıktığınızda False Bay’e karşı Two Oceans Restaurant’ın deniz ürünlerini (king fish ya da baby kalamar almanızı tavsiye ederim) ve enfes Two Oceans şaraplarını tatmanız için uygun an gelmiş olacak. Güney Afrika’ya özgü melez bir üzümden üretilen Pinotage şarapları denemeye değer.

Robben Adası: 8.30’da limandan kalkan katamaran ile Robben adasına gidin. 300 yıldır hapishane görevini gören ada, Nelson Mandela ve arkadaşlarının tutuklandığı yerdir. Bugün müze olan bu hapishanede, Mandela ile yıllarını geçirmiş tutuklular rehberlik yapmaktadır. Yakın tarihimizde ırk ayrımcılığına dayalı (Apartheid rejimi) vahşetin bu canlı tanıkları bize hem o dönemi, hem siyah direnişini anlatarak hapishaneyi gezdirirler. Mandela’yı saygıyla anar, zorlu bir direnişin öyküsünü içinizde isyan duyguları ile dinlersiniz. Katamaran kente öğlen 1.30 gibi geri dönecektir.

Shiptown (siyah gettosu): Yanınızda yerel rehber olmak koşulu ile artık yoksul siyahların yaşadığı bir mahalleye gitmenizin sırası geldi. En eski mahalle olan Langa’ya gitmenizi tavsiye ederim. En yoksul yaşamların barındığı sokaklarda yürürken, ekonomik eşitsizliğin boyutunu tüm gerçekliği ile kavrayacaksınız. Langa’da Lelapa restaurantta Xhosa mutfağını deneyin. Restoranı işleten Rose ve ailesi Afrika mutfağı ile size bir ziyafet sunacaktır. Rose’un oğulları orada ise ricanızı kırmayacak, kendi etnik müziklerini sizin için çalacaklardır. Restoran kalabalık değilse Rose size kendi zorlu yaşam öyküsünü anlatacaktır.

Stellenbosch bağları: Şehrin biraz dışına çıkalım. 18 yüzyılda bu bölgeye yerleşen Kalvenist Fransızların kurdukları bağları keşfedelim. Spiers ya da Boschendal şarap mahzenlerinde durup şarap tadımı yapalım.

Kirstenborsch Botanik Bahçesi: Kap yarımadası 5400 endemik bitkiye sahiptir. Bu zengin bitki örtüsünü görebileceğiniz en güzel yer botanik bahçesidir. Hele bahar aylarında gitmişseniz kesinlikle bu renk cümbüşünü kaçırmayın. Farklı renkleri ve türleri ile Güney Afrika’nın ulusal bitkisi olan protea’ları ve Jura döneminden kalmış olan cycad’ları mutlaka görün.

Neler yenir içilir? Kap Malay mutfağına ait baharatlı ‘curry’ler, zengin soslarla marine edilmiş balık ve deniz ürünleri (kingfish, baby kalamar, ıstakoz) ve de devekuşu et soteyi mutlaka tadın. Pinotage şarapları ve Güney Afrika’ya özgü bir bitkiden elde edilen Roibos çayını deneyin.

Gece ve eğlence:

  • Victoria-Albert Waterfront güvenli bir gece hayatı sunar ve çok seçeneğe sahiptir. Sevruga Restaurant ve The Green Dolphin Jazz Bar ünlü mekânlar arasındadır.
  • Camps Bay: Kente 10 km mesafedeki Camps Körfezi renkli bir gece hayatı sunmaktadır. Blues Restaurant’ı deneyebilirsiniz.
  • Stellenbosch bağları: Moyo, Afrika büfesi ve Afrika müzik ve dansları ile renkli bir gece vadeder.
  • Bo-Kaap mahallesinde etnik mutfak ve canlı müzik sunan mekânlar vardır. Marco’s African Place en popüler restorandır.
  • Kent Merkezi: African Cafe yine etnik mutfak ve canlı müzik bulabileceğiniz bir mekândır. Ancak kent merkezi akşamları tehlikeli olduğu için taksi ile gidip gelmeniz tavsiye edilir.

Capetown’a nasıl gidilir? En kolay yolu THY ile yapacağınız aktarmasız uçuştur. Uçak önce Johannesburg’a iner, havaalanında bir saat konakladıktan sonra Capetown’a havalanır. Toplam yol 13 saat sürmektedir. Güney Afrika ile Türkiye arasında saat farkı olmadığı için jetlag’den etkilenmeyeceksiniz.

Hangi mevsimde gidilir? Capetown’da mevsim farklılıkları çok belirgin değildir. Her mevsim gidilebilen kentlerdendir. Kasım-Şubat arası iklim sıcaktır (gündüz 25’-30’) ve yağışlar nispeten azdır. Ancak Mart-Ekim arası da flora tutkunları ile balina (Southern Right Whales) izlemek isteyenler için alternatif turizm mevsimidir. Bu mevsimde hava ılıktır ve genellikle yağmur geceleri yağar. Ancak şunu aklınızdan çıkarmayın, hangi mevsimde giderseniz gidin, bir günden diğerine istikrarsız bir hava bekleyecektir sizi kentte. Bir gün fırtına kasıp kavuruyorsa, ertesi gün tek bir bulutun olmadığı masmavi bir gökyüzü ve hafif bir meltem sizi beklemektedir. Bu sık değişen hava nedeniyle de planladığınız programları, tekne seferlerinin ya da teleferiklerin bazı günler çalışmamasından dolayı yapamayabilirsiniz. Yeterince zaman ayırdığınızdan emin olun. Hangi mevsimde gidiyorsanız gidin, şapka ve güneş kremiyle birlikte, kazak ve yağmurluk da koyun valizinize.

Nasıl gezilir? Güney Afrika hala siyasi sorunlarını çözememiş, demokrasiye geçmiş olsa bile sınıf farklılıklarını ve sınıflar arası ekonomik uçurumları kapatamamış bir ülke. Suç oranı çok yüksek. Kendi başınıza gitmek yerine bir gruba dahil olmanızı öneririz. Ancak kendiniz gidecekseniz de önceden otelinizi rezerve edin ve turlar konusunda yardım isteyiniz. Oteller havaalanından transferinizi gerçekleştirir ve yapacağınız günlük turlarda size rehberlik edecek şoför ve aracı temin eder. Araba kiralamak da mümkündür, ancak şehir dışında yollarda karanlığa kalmamanızı öneririm. Şehir içinde ise akşam 18.00’den sonra kent merkezini terk ederek ya otele ya da turistler için güvenli sayılan liman bölgesine geçmeniz tavsiye edilir.

Capetown’dan ayrılmak zordur. Belki de dönüş yolculuğunda iken, Masa Dağı’nın üzerinden geçerken, bir sonraki seyahatinizi planlamaya başlayacaksınız.

 

Urbanista, Eylül 2015

 


Makaleleri
HANOİ: AHENK VE CENNET
KUZEY HİNDİSTAN’IN LEZZETLERİ
İki Okyanusun Kucaklaştığı Liman: Capetown
Türkiye'nin Gizli Hazinesi: Ormana Köyü
İmbros'da Meryem Ana Panayırı
Paris'te Sanat ve Müzik
KUTSAL ŞRİ LANKA
İustinianos'un Konstantinapolisi
İLETİŞİM
Adres: Barbaros Bulvarı, Barbaros Apt. No.74 K.7 D.20 PK.34349 Balmumcu, Beşiktaş-İstanbul / Türkiye
Tel: 0 850 622 33 78   Faks: 0 212 216 10 30
E-Posta:  fest@festtravel.com

WhatsApp: 0534 015 62 30
Çalışma Saatlerimiz: Pazartesi - Cuma / 08.30 - 18.30
Mesai saatleri dışında bize ulaşmak için yurtdisi@festtravel.com adresimize yazabilir ya da 0534 015 62 30 no’lu telefonu arayabilirsiniz.